| YÜKLENİYOR |

 

HomeCategoryAvrupa

Viyana Avusturya’nın başkenti ve ülkeyi meydana getiren dokuz federal eyaletten biri. Avusturya’nın kuzeydoğusunda, Tuna Nehri kıyısında yer alır. Viyana idari bakımdan 23 ilçeye ayrılır. Şehir merkezini kısaca Ring olarak isimlendirilen Ring Caddesi çevreler. Viyana Avusturya’nın kültür merkezi olmasının yanısıra dünyanın başta gelen müzik merkezlerinden biridir. Haydn, Mozart, Beethoven, Schubert ve daha birçok meşhur müzisyen Viyana’da yaşamış ve çalışmalarını orada sürdürmüştür. Viyana’da 30’dan fazla müze vardır. Habsburglara, Kutsal Roma-Germen İmparatorlarına ve müzisyenlere ait eşyaların sergilendiği birçok koleksiyon bu müzelerde sergilenir. Viyana aynı zamanda kendine has atmosferi olan kahvehaneleriyle meşhurdur. Yüzyıllardan beri Viyanalıların hayatında çok  önemli rol oynayan bu kahvehanelerden bazıları meşhur sanatçıların ve yazarların buluşma yeri olarak tanınmıştır.

-SCHÖNBRUNN SARAYI

 

Viyana’nın Kraliyet Sarayı olan Schönbrunn, mükemmel bir peyzaj mimarisine sahip olmasıyla ünlenmiştir. İçerisinde hayvanat bahçesi ve son zamanlarda popülerleşen 2 tane teranyum bulunmakta. Teranyumlardan biri bitki diğeri ise kelebek teranyumudur.

Schönbrunn Sarayi İmparatoriçe Maria Teresa tarafindan 1754’te yaptırılmış. Maria Theresa 16 çocuğuyla birlikte burada yaşamış. 1772’te 6 yasindaki Mozart’ ı huzurunda piyano çalması için buraya davet etmiş.

Mükemmel bahçesinde ağaçların dallarını özel bir teknikle budayıp yapmış olduklari bir de labirent bulunan saray. sizi Alice Harikalar Diyarı’nda hissettirecek.

 

-Aziz Stephen Katedrali

Katedral,Viyana’nın ruhani ve dünyevi işlerinde önemli bir rol oynadı ve 1782 yılında Mozart’ın düğününe şahitlik etmiştir. Osmanlı kuşatmalarında halkın bu katedralin içinde toplanıp dua ettiği söylenir. Tarihçiler bu katedralin alınamadığını belirtirler.

 

-Rathaus

Rathausplatz’da yer alan bu neo-gotik yapı 1883 yılında inşa edilmiştir ve Viyana siyasi hayatının kalbidir. Viyana Belediye Başkanı’nın ikametgahı ve ayrıca halka açık etkinliklerin düzenlendiği önemli bir yerdir. Yapıda 30 Milyon Tuğla ve 40.000 metreküp doğal taş kullanılmış. Kulenin yüksekliği 100 metreye yakın. Binanın içinde devasa bir balo salonu da mevcut.

 

-Parlamento

İmparatorluk Konseyi toplantıları düzenlemek için inşa edilen bu görkemli saray, 13 hektarlık bir alana yayılan Viyana’nın en büyük yapılarından biridir.

1883 yılında bitirilen bina, mimar von Hansen tarafından tasarlandı. Eşsiz tarzını, antik Yunan mimarisinin yoğun etkisine borçludur. Yunanistan, demokrasinin doğduğu yer olarak kabul edildiğinden, parlamentonun Yunan mimarisine benzetilmesinde derin bir sembolik anlam taşımaktadır.

 

-Belvedere Sarayı

Belvedere Sarayı, 1668- 1745 yıllarında Savoy Prensi Eugene emri ile mimar Johann Lucas von Hildebrandt´a yaptırılmıştır. Yukarı ve Aşağı Belvedere Sarayı olarak iki parçadan oluşan barok yapılar birbirine çok geniş ve gözalıcı bir bahçe ile bağlıdır. 15 Mayıs 1955’te Avusturya’’nın II.Dünya Savaşı’’ndan sonra özgürlüğüne kavuştuğu anlaşmanın burada imzalanmış olmasıdır.

 

-Ring Strasse

 

Ringstrasse, Viyana, Avusturya’nın tarihi Innere Stadt (Eski Şehir) bölgesinin çevresinde çevre yolunda hizmet veren dairesel bir büyük bulvardır.

  1. yüzyılın ortalarında şehir surlarının sökülmesinden sonra inşa edilmiştir.1860’lardan 1890’lara kadar, Ringstrasse boyunca, Klasik, Gotik, Rönesans ve Barok mimarisinin unsurlarını kullanarak, bazen Ringstraßenstil (“Çevre Yolu stili”) adı verilen eklektik bir tarihi tarzda birçok büyük kamu binası inşa edildi.Mimari güzelliği ve tarihi nedeniyle, Viyana

Ringstrasse “Çevre Yollarının Efendisi” olarak adlandırılmıştır ve UNESCO tarafından Viyana Dünya Mirası Alanının bir parçası olarak belirlenmiştir.

Ülke; Avusturya

Para Birimi; Euro (EUR)

Dil; Almanca, Macarca, İngilizce, Hırvatça, Slovence

BELGRAD

 

Belgrad, Sırbistan ‘ın başkenti ve en büyük şehridir. Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği platoda yer almaktadır. 1,2 milyonluk merkez nüfusu ve 1,65 milyondan fazla metropolitan nüfusuyla Güneydoğu Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri olan kentin adı Beyaz Şehir anlamına gelmektedir.

Belgrad’ın kurulduğu alan, Prehistorik Avrupa’nın en büyük kültürlerinden olan Vinča kültürünün MÖ 6. yüzyıl dolaylarında doğduğu yerdir. Antik dönemde kentin bulunduğu alanda bir Trak-Dak kabilesi olan Singiler yerleşmişken MÖ 279’dan sonra bölgeye gelen Keltler buranın adını Singidūn olarak değiştirdi. Roma İmparatoru Augustus tarafından fethedilerek 2. yüzyılın ortalarında şehir hakları ile ödüllendirilen Belgrad 520’li yılların başlarında sürekli olarak Slav akınına uğradı. Stratejik konumu nedeniyle kent antik çağda sayısız Doğu ve Batı ordusunun 115 savaşına sahne oldu ve tarih boyunca 44 kez yerle bir edildi. Orta Çağ süresince Bizans İmparatorluğu, Franklar, Birinci Bulgar Devleti, Macaristan Krallığı ve Sırp Despotluğuhâkimiyetine giren kent 1521’de Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetine girerek bir sancak hâline getirildi ve devletin Avrupa’daki toprakları ile tüm Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri oldu. Kentin büyük bölümü Avusturya-Osmanlı savaşlarında zarar gördü ve bir müddet sonra hâkimiyeti Habsburg Monarşisi’ne geçti. Kentin Sırbistan’ın başkenti unvanını tekrar kazanması Sırp İsyanları sonucunda 1841’de gerçekleşse de şehrin kuzeyi Habsburg Monarşisi’nde kaldı ve 1918’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dağılana kadar kent 2 parça hâlinde varlığını sürdürdü. Birleşik kent 1918’de Yugoslavya’nın başkenti ilan edildi ve 2006’da ülke tamamen dağılana kadar da bu durumunu sürdürdü. Günümüzde özerk bir yönetime sahip olan Belgrad’ın Sırbistan’ın idari yapılanmasında özel bir konumu vardır. Metropolitan kent alanı 17 belediyeye ayrılır ve her biri kendine özgü bir yerel konseye sahiptir.

Belgrad’da, alışveriş tutkunlarının Knez Mikhailov’un adını taşıyan şehrin ana alışveriş caddesi üzerinde mutlaka bir gezintiye çıkmaları gerekiyor. Sadece en prestijli tasarım salonlarında giyinmeyi tercih eden moda hayranları için Teraziye Caddesi’nde gezmek daha ilginç olacaktır. Burada, zengin alıcılara odaklı daha prestijli mağazalar yer almaktadır. Bu caddede yürümek kesinlikle Armani ve Hugo Boss markalarının sevgililerini memnun edecektir. Bu sokakta, Mona deri ürünleri de dahil olmak üzere popüler Sırp markalarının mağazalarını bulacaksınız. Yüksek kaliteli ürünler ve hakiki deriden yapılmış şık aksesuarlar yıl boyunca mevcuttur. Alışveriş hayranları arasında büyük bir popülerlik, Kral İskender’in adını taşıyan bir bulvarı hak ediyor. Burada, tasarımcı kıyafetleri, özgün hediyelik eşyalar ve yerel üretimin popüler eşyalarını satın alabilirsiniz. Bu bulvarda, şehirde en çok bilinenlerden biri olan bir emtia piyasası da bulunmaktadır. Eski tramvay deposu restore edilmiş bir binada yer almaktadır. Genç gezginler kesinlikle kaliteli kot kıyafetler sunan çeşitli dükkanlar ile ünlü Balkan caddesi boyunca bir gezintiye çıkmalı. Burada sunulan tüm dükkanlar, Sırp üretiminin müşterilere mallarını teklif eder ve uygun fiyatlarla işaretlenir. Denim kıyafetlere ek olarak, mükemmel çantalar ve spor ürünleri bulacaksınız. Hediyelik eşyalar için pek çok turist, topraklarında hatıra ürünlerine sahip birçok alışveriş tezgahı bulunan pitoresk Kalemegdan parkına gider. Burada geleneksel mıknatıslar, boyalı tabaklar, şehrin sembolleriyle renkli tişörtler ve popüler turistik mekanların görüntüleri ile kartpostallar bulacaksınız. Fiyatlar gerçekten cazip. Bir kontuardan diğerine yürümek, birçok eşsiz şey bulabilirsiniz. Olağandışı el yapımı mücevherleri takdir edilecek derecededir.

Belgrad’da toplu ulaşım ağırlıklı olarak otobüsler, tramvaylar ve troleybüsler ile yürütülüyor. Toplu taşıma biletini her aracın şoföründen 150 Dinar karşılığında satın alabiliyorsunuz.

Belgrad Kalesi (Kalemegdan)

İki büyük nehir olan Sava ve Danube’un birleşimi,  beyaz sırt üzerine inşa edilmiş, 16 yüzyıl boyunca tekrar tekrar yıkılıp yeniden inşa edilen Belgrad kalesi, hala Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ın sembolü olarak duruyor. Yüksek kulelerin gölgesinde, bu yerde hala yaşayan tarihin ruhunu hissedeceksiniz. Belgrad kalesi, 2-18. Yüzyıllar arasında sürekli yıkılıp inşa edildi. Belgrad Kalesi’ne tarih boyunca ordular, insanlar ve fatihler izlerini bıraktılar, Belgrad Kalesi’nde Romalılar, Sırplar, Türkler, Avusturya-Macarlar tarafından birbirlerinin altında yatan tarihi tabakalar kaldı. Bugün Belgrad kalesi, Yukarı ve Aşağı Şehir’den ve önündeki en geniş alandan oluşuyor. Belgrad Kalesi Türkler tarafından ‘’kalemegdan’’ olarak bilinmekte. Türklerin “Kalemegdan” adlı kalesi, adında, “megdan”(meydan) ve “kale” kelimelerini birleştirerek alanın Türkçesi anlamına gelir.

Stari Dvor (Eski Saray)

Şu anda Belgrad Şehir Meclisi’ne ev sahipliği yapan Eski Saray, Sırbistan Obrenović hanedanlığının Kraliyet Sarayı olarak kullanıldı. Aleksandar Bugarski’nin tasarımına göre, XIX. Yüzyılın akademi tarzında Sırp yöneticilerin mevcut tüm konutlarını geçme niyetiyle inşa edildi. Sol tarafta, limon sarımsı renkli duvarları olan, Venedik camlarının büyük beyaz kümeleriyle, devlet şenlikleri sırasında güzel bir şekilde parıldayan, elektrik ışığıyla aydınlatılan ince bir balo salonu bulunmaktadır. Büyük resepsiyon salonunu geçtikten sonra ziyafet salonuna girersiniz. Nefes kesen ziyafet salonu; yerden başlayıp oyulmuş maun masada 60 kişiye kadar misafir ağırlanabiliyor. Masayı çevreleyen deri döşemeli sandalyeler sonbahar yaprakları rengindedir. Sarayın en çok dikkat çeken özelliği ise, Türk dönemi ve modasından miras kalan güzel oymalı tavanlardır. Saray iki kez hasar gördü: I. Dünya Savaşı sırasında ve 6 Nisan 1941’de Belgrad’ın bombalanması sırasında. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Saray onarıldı, ilk önemli restorasyon 1930’larda yapıldı. II. Dünya Savaşı sonrası Eski Saray’ın onarımı ve yeniden düzenlenmesi 1947’ye kadar sürdü. Bu dönemde binanın mimarisi önemli ölçüde değiştirildi. Bahçeye bakan iki kubbe kaldırılırken, mevcut Bulevar kralja Aleksandra’ya bakan cephe tamamen değiştirildi. O zamandan beri, bina Ulusal Meclis Başkanlığını, ardından Federal Hükümeti ve 1961’den beri Belgrad Belediye Meclisini ağırladı.

Knez Mihailova Caddesi

1870 yıllarının sonlarında kurulan, şehrin en eski ve en değerli anıtsal komplekslerinden biri olarak bilinen ve kanunla korunan bu cadde Belgrad’ın kalbidir. Kalemegdan ile kentin merkezini bağlayan Knez Mihailova Caddesi, araç trafiğine kapalı olup, cadde boyunca sıralanan mağazalar, kafe ve restoranlar geç saatlere kadar canlılığını koruyor. Buradaki binaların çoğu 19. yüzyıla kadar dayanıyor. Cadde, Trg Republike’ye yani Cumhuriyet Meydanı’na kadar uzanıyor.Günün her saatinde burası çok kalabalıktır. Günümüzde Belgradlı zengin ailelerin, politikacıların, sanatçıların ve önemli kişilerin sahip olduğu evler ve binalar ile dolu. Kültür ve tarihin merkez üssü olarak adlandırılan Knez Mihailova Caddesi, Doğu Avrupa’nın en güzel caddelerinden biri seçildi. Muazzam tarihi ve kültürel değerlerinden ötürü, bu cadde devletin koruması altındadır. Knez Mihailova Caddesinde en önemli yapılardan biri olan Sırbistan Bilim ve Sanat Akademisi (SANU) da bulacaksınız. Knez Mihailova 35 numarada bulunan SANU zemin katı büyük bir sergi alanına dönüşmüştür. Konserler ve sergiler düzenli olarak burada yapılmaktadır. Eğer dikkat ederseniz, binanın önünde duran bir piramit göreceksiniz. Bu piramit Belgrad’ın koordinatlarını gösterir ve aynı zamanda bilimin önemini simgeler.

Novi Dvor (Yeni saray)

Yeni Saray, 1911-1922 yılları arasındaki Karageorgevich hanedanı için inşa edildi. Yeni Saray; Rönesans ve Barok mimarisinin unsurları ile akademik bir tarzda tasarlanmıştır. Saray, binanın gerçekten tamamlanmasından önce, I. Dünya Savaşı’nda Belgrad’ın bombalanması sırasında hasar gördü. 1918’de saray yenilendi ve yenilenirken genişletildi. 1948 yılında, resmi olarak Sırbistan Meclisi haline geldi. Tito ve Milosevic’e de ev sahipliği yapan bu saray bugün Sırbistan Cumhurbaşkanının resmi ofisi olarak kullanılıyor.

Aziz Sava Kilisesi

Sırp Ortodoks kilisesi olan Aziz Sava Kilisesi, Doğu Ortodoks Kilisesi’nin en büyük binalarından ve dünyanın en büyük kilise yapılarından biridir. Kilise, Sırp Ortodoks Kilisesi’nin kurucusu ve ortaçağ Sırbistan’ındaki önemli bir şahıs olan Saint Sava’ya adanmıştır. Vračar platosu üzerinde kurulan Kilise, 1595 yılında Osmanlı Büyük Veziri Sinan Paşa tarafından yakılmıştır. Mimariye bakıldığında Aya Sofya Camii’ne çok benzediğini söylemek mümkün. Kilisenin içinin büyüklüğü aynı anda 12 bin kişini ibadet etme olanağını sağlamaktadır. Katedralin yapımı bağışlarla sürdürüldüğü için dışı yıllar önce tamamlanmış olsa da, içindeki inşaat hala devam ediyor.

PİSA

Pisa merkezi İtalya’da Toskana Bölgesi’nde yer alır. Ünlü Eğik Pisa Kulesi ve içinde Pisa Katedrali ve vaftizhanesi ile birlikte bulunduğu “Piazza del Duomo” bölgesi 1987’den itibaren UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne alınmıştır. Pisa 11. ve 14. yüzyılları arasında İtalya yarımadasının en güçlü 4 deniz cumhuriyetlerinden biri olarak tarihe geçmiştir.  Ayrıca Pisa ünlü bilim adamı Gelileo Galilei’nin yaşamış olduğu kenttir.

Merkezi alışveriş bölgesi Corso İtalya çevreinde, tren istayonu ile Ponte di Mezzo arasında ve  kuzeyindeki Via Borgo Stretto’dadır. Pisa Kulesi’nin çevresinde turistler için hazırlanmış hediyelik eşya stantları bulunmaktadır. El sanatı ile ünlenmiş olan Piazza di Cavalieri’yi el sanatları meraklılarını beklemekte. Şık mağazaları gezmek isterseniz gezi rotanızı Borgo Stretto’ya çevirebilirsiniz.

Pisa’da tren istasyonu şehir merkezine çok yakın, hatta şehrin içinde diyebiliriz. Her ne kadar sizi merkeze götüren otobüsler olsa da on beş dakikalık bir yürüyüşle Mucizeler Meydanına ulaşabilirsiniz. Otobüs kullanmak isteyenler, istasyonun hemen çıkışında LAM ROSSA hatlı otobüse binebilirsiniz. Bilet ücreti 2 Euro, bileti otobüste şoförden temin edebilirsiniz.

Piazza dei Miracoli

Resmi olarak Katedral Meydanı olarak bilinen Mucizeler Meydanı, Dünyanın en iyi mimari komplekslerinden biridir.  Katolik Kilisesi tarafından kutsal sayılan meydan, dört büyük dini yapı tarafından çevrelenmiştir: Pisa Katedrali, Pisa Vaftizhanesi, Campanille ve Camposanto Monumentale (Abidevi Mezarlık). Meydanda bulunan üç yapının, insan yaşamının ana aşamalarını sembolize eder; Vaftizhane doğumu, Santa Maria Assunta yaşamını ve Camposanto  ölümü işaret ediyor.

Pisa Kulesi

Pisa aslında çan kulesi olduğundan katedralin bir parçası olarak kabul edilir. Kule, çanlar odası dahil sekiz katlıdır. Alt kat 15 mermer kemerden oluşmaktadır. Sonraki altı katın her birinde kuleyi çevreleyen 30 kemer bulunur.

Son kat, 16 kemerli çan odasının kendisidir. Kulenin içinde 297 basamaklı döner merdiven bulunmaktadır.

Pisa Kulesi 1990 yılında, yıkılabileceği endişesi üzerine 800 yıldır ilk kez ziyaretçilere kapatılmıştı. O dönem kule 4,5 metre eğikti.Polonyalı uzman Michele Jamiolkowski önderliğindeki bir grup uzman 1993’ten 2001’e dek kuleyi sağlamlaştırmaya çalıştı.Kule, yaklaşık 260 milyon dolarlık masrafla 45 santimetre doğrultuldu. Eğimiyle ünlenen Pisa Kulesi’ni turumuzun 11.gününde görebilir ve klasikleşen Pisa Kulesi pozlarından verebilirsiniz.

Vaftizhane

Diotisalvi tarafından 1297’de tamamlanan yapı, 104 m yüksekliğinde ve 35,5 m çapında bir silindir olarak inşa edilmiş. Muazzam akustiği ve Nicola Pisano tarafından yapılmış altıgen kürsüsü ile dünyaca ünlü olan Vaftizhanenin alt bölümü Romanesk tarza, üst bölümü ise Nicola ve Giovanni Pisano tarafından Gotik tarzda tasarlanmış. Kule ve katedralle aynı dengesiz toprak üzerine inşa edilen Vaftizhane, katedrale doğru 0.6 derece eğiliyor. Mimarın ölümünden sonra, stilini daha modern Gotik olana değiştirerek Nicola Pisano çalışmaya devam etti.

Katedral

Katedral; Santa Maria Assunta’ya adanmış Pisa Başpiskoposluğunun ortaçağ katedralidir. İnşaatına 1064 yılında mimar Buscheto tarafından başlanan Katedral. Kendine özgü Pisan Romanesk mimarlık tarzı için model oluşturdu. İç mekandaki mozaikler ve sivri kemerler ile, güçlü bir Bizans etkisi gözlemlenmekte. Galileo’nun, bir sarkacın hareketi hakkındaki teorisini, nefin tavanından sarkan tütsü lambasının (mevcut olanı değil) sallanmasını izleyerek geliştirdiğine inanılmaktadır. Şimdiki lambadan daha küçük ve daha basit olan bu lamba şimdi Aulla kilisesinde, Camposanto’da tutuluyor.

BARSELONA

Barselona, İspanya’nın Katalonya özerk bölgesinin başkentidir. Ayrıca Gaudi’nin başını çektiği modernizm akımıyla planlanmış, 1900’lerden kalma çok güzel ızgara planlı modern bölümü ilgi çekmektedir.  Barselona, tarihi, sanatı,mimarisi, eğlencesi ile unutulmaz bir kent Barselona’nın geçmişinin İspanya’dan daha eski olması ilginçtir. 9.Yüzyılda Katalan bir asilzade aile tarafından kurulmuştur.

Barcelona’dan bahsedip boğa güreşinden bahsetmemek olmaz. Kent Meydanında Yer alan Arena katalanlar ve turistler için ilgi çekici bir yer. Flamenko dansı yapamasanız da izleyebileceğiniz gece kulüpleri çok sayıda. Barcelona’dan bahsedip boğa güreşinden bahsetmemek olmaz. Kent Meydanında Yer alan Arena katalanlar ve turistler için ilgi çekici bir yer.  Flamenko dansı yapamasanızda izleyebileceğiniz gece kulüpleri çok sayıda.

Kentte turistik noktalara yakın, hem yerel halka hem de gezginlere hitap eden çok sayıda alışveriş caddesi bulunuyor. Bu caddeler içerisinde en popüleri zincir mağazaların yerel butiklerle yan yana olduğu Las Ramblas. Hazır giyim, hediyelik eşya arayanlara pek çok seçenek sunan caddenin ardından kentin en şık ve modern mağazalarına ev sahipliği yapan Passeig de Gracisa da alışveriş tutkunlarının yoğun ilgisinden yıl boyunca fazlasıyla nasibini alıyor. Zincir mağazalar ilginizi daha fazla çekiyorsa Portal de L’Angel’e zaman ayırabilirsiniz. Zira Massimo Dutti’den Uteque’ye, Oysho’dan Calzedonia’ya kadar pek çok mağaza küçük butiklerle birlikte burada sıralanıyor. Zona Alta’ya uzanan Avinguda Diagonal’in üzerindeki mağazalarda ise ağırlıklı olarak high end moda markalarının etiketlerini taşıyan ürünler ile ev dekorasyonuna yönelik eşyalar sunuluyor.

Metro, otobüs, tramvay, taksi gibi klasik araçların yanı sıra kentte ulaşım için tuk tuk gibi egzotik seçenekleri de tercih edebilirsiniz. Kentte gezilecek yerlerin neredeyse tamamı Zone-1 olarak adlandırılmış bölge içerisinde yer alıyor. Bu bölge sınırları içerisinde faaliyet gösteren metro, tramvay ve otobüs başta olmak üzere kentin tüm toplu taşıma sisteminde geçerli tek seferlik biletler gezginlere 2,15 Euro’dan satışa sunuluyor. Ayrıca bu biletlerin 10 kullanım hakkını barındıran ve T10 adıyla satışa sunulan bir versiyonu daha bulunuyor. Bu ürün için belirlenmiş fiyat ise 10,30 Euro. Her iki ürünle de 75 dakika içerisinde bir başka ulaşım aracına aktarma yapılabiliyor.

La Sagrada Familia

Kelime anlamı ‘’kutsal aile’’ olan Sagrada Familia, İspanya’nın Barselona şehrinde bulunur ve modern mimarinin öncülerinden sayılan Antoni Gaudi’nin 1883 yılında devraldığı fakat 1926 yılında bir tramvayın altında kalarak ölmesi sonucu yarım kalan bir bazilikadır. Yapımına halen devam edilen bazilika, halk arasında bitmeyen bazilika olarak bilinmekte. 2026-2028 yılları arasında bitmesi tahmin edilen kilise yardımseverlerin katkılarıyla yapılmaktadır. Kulelerin tepesindeki süslemelerin cennet ile yeryüzü arasında bir bağlantı olduğu ifade edilir.1984 yılında UNESCO tarafından “Antoni Gaudí’nin Eserleri” adı ile Dünya Mirası olarak ilan edilen yapılar arasında yer almaktadır.

Park Güell

1900-1914 tarihleri arasında, Güell Ailesinin soyluluk göstergesi olarak yaptırılan park, 1923’ten sonra halka açılmıştır.

Ana girişte taştan yapılmış, mantarları anımsatan kubbe biçimli çatıları olan iki yapı bulunuyor. Yapıların birinde bir kule mevcut. Park alanındaki yapıların çoğu, canlı renkleri içeren seramik parçaların bir araya getirilmesiyle yapılan mozaikle kaplı. Parkın girişindeki merdivenli yol, sütunlarla süslenmiş büyük meydana kadar uzanıyor. Büyük meydan, aslında Barselona’yı ve denizi gören bir balkon. Burada dalga görünümünde, mozaik kaplı banklar bulunuyor. Meydan, kültürel ve toplumsal etkinliklerin gerçekleştirildiği bir alan olarak kullanılmış.

Casa Mila

La Pedrera (Taş ocağı) ismiyle de tanınan yapı 1900’lü yılların başında şehrin varlıklı isimlerinden Pere Mila ve ailesi için yapılmış. Başta konut olarak yapılan bu bina, yapımında doğal taşlardan yararlanılmıştır ve Barselona’nın ilk yeraltı otoparkına sahiptir. Binada bugün özel konut olan daireler hala mevcut ancak yapı artık Catalunya La Pedrera Foundation Genel Merkezi ve El Espai Gaudi Müzesi olarak hizmet veriyor. Casa Mila, 1984 yılında UNESCO Kültür Mirasları arasına alınmıştır.

Casa Batllo

Casa Batllo, Antoni Gaudi’nin 1877′de inşa ettiği Barselona Passeig de Gracia’da yer alan önemli bir binasıdır. 1877 yılında inşa edilen bina 1905- 1907 yıllarında Josep Maria Jujol ile birlikte yeniden tasarlanıyor. Casa Mila’nın aksine, Casa Batllo orta sınıf bir aile için yapılmıştır. Seramik, taş ve demirden gösterişli mimari yapıdır.  Casa Batllo, kafatası ve kemiklerle örülü dış cephesi ve görkemli çatı tasarımı ile ‘’kemiklerin evi’’ olarak da anılmaktadır.

Torre Agbar Kulesi

İspanya’’nın Katalonya bölgesindeki yer alan 33 katlı bir yapıdır. Barselona şehirinin El Poblenou bölgesinde yer alan binaya, binanın sahibi ve de Barcelona’ya su sağlayan Aigües de Barcelona adlı firmanın ortaklarından birisi olan, Agbar Grup’un ismi verildi. Torre Agbar, Arts Hotel (154 metre) ve Mapfre Kulesi’nin (154 metre) hemen ardından Barselona’nın en yüksek üçüncü binası oldu.

Barselona Katedrali

Gotik bir yapı olan Barselona Katedrali, romalıların dini inançları yüzünden idam ettiği Eulalia anısına inşaa edilmiştir. Rivayete göre Aziz Eulalia çırılçıplak soyularak bir direğe bağlanır ve bu şekilde ölmesi için sokakta tek başına bırakılır. Bahar zamanı olmasına rağmen kar yağmaya başlar ve kar Aziz Eulalia’nın bedenini kaplayarak onun ölmesini engeller. Bu duruma sinirlenen Romalılar bu kez onu, içi bıçak dolu bir fıçıya sokar ve caddeden aşağı yuvarlar. Halen Aziz Eulalia’nin cenazesi Barselona Katedrali’nde bulunmaktadır. 20.yüzyılın başlarında bitirilen Barselona Katedralini gerçek, uzun adı Catedral de la Santa Creu i Santa Eulàlia yani; Kutsal Haç ve Aziz Eulalia Katedrali’dir.  Avluda St. Eulalia’ya uygulanan 13 cezanın temsili için, 13 Roma kazı bulundurulur. Kimi rivayetler ise St. Eulalia’nin öldüğünde 13 yaşında olduğunu ve kazların bunu simgelediğini söyler.

La Rambla Caddesi

La Rambla caddesi Barcelona şehrinin en merkezi caddesi konumundadır. Bu cadde güneyde sahil ve Kristof Kolomb heykeli ile bitmekte, kuzeyde ise Katalunya meydanı ile son bulmaktadır. Yaklaşık 2,5 km uzunluğunda bulunan caddede oldukça fazla cafe, lokanta ve pub bulunmaktadır.  Araçların giremediği yürüyüş parkuruna sahip cadde İstanbul’daki İstiklal Caddesine benzemektedir. Barselona’nın ünlü açık pazarı La Bouqeria da bu cadde üzerinde bulunmaktadır.

PARİS

Fransa’nın başkenti olmasının yanı sıra, bilim, kültür, sanat alanlarında da dünyanın önde gelen merkezlerinden birisi olarak kabul edilen Paris, yaklaşık 2000 yıllık bir tarihe sahiptir. Seine Irmağı’nın her iki yakasına kurulmuş olan kent, Fransa’nın kuzey kesiminde bulunur. Şehrin, ırmağın kuzeyinde kalan bölümüne Sağ Yaka, güneyinde kalan bölümüne ise Sol Yaka ismi verilmiştir.

Paris aynı zamanda dünya tarihinde önemli bir şehir olmakla birlikte, başlıca ekonomik ve politik merkezler arasında yeralmakta ve uluslarası taşımacılığın geçiş noktalarından birini oluşturmaktadır. Moda ve lüksün dünya başkentidir ve “Işık Şehir” (Ville de Lumière) diye de anılmaktadır.

Şehirdeki bulvarlarda bulunan kafeler Paris halkının en büyük uğrak yerleridir. Paris’te ulaşım ise otomobil, otobüs ve metroyla sağlanır.

Louvre Müzesi

Louvre Müzesi 73 bin metrekare alan üzerine konumlandırılmıştır.Toplamda 350 binden fazla esere sahip olması sebebiyle Dünya’nın en büyük müzesidir. Her yıl 10 milyona yakın insan tarafından ziyaret edilir.

Günümüzde müze olarak kullanılan bina, ilk olarak kale amaçlı yapılmıştır. 1190 Yılında Kral Philippe Auguste tarafından yaptırılan bu kale 14. YY başlarında Kral V. Charles tarafından malikaneye dönüştürülmüş ve 16. YY’da da Kral I. François burayı Kraliyet Sarayı olarak kullanmış.Bu dönemde İtalya’dan getirilen 12 tablo ile de Kraliyet Sanat koleksiyonunun temelleri atılmış ve ardından geçen sürede koleksiyona sürekli eklemeler yapılmıştır. Ayrıca dönemin kraliyet ailesi sadece sanat eserleri toplamakla da yetinmemiş, 1692 yılında Kral XIV. Charles burada iki sanat akademisi kurmuş.1793 yılına gelindiğinde ise Kraliyet Ailesi’nin resmi konut olarak Versailles Sarayı’na taşınmasıyla  İtalyan, Fransız, İspanyol ressamlar başta olmak üzere, dünyanın önde gelen sanatçılarının eserlerinden oluşan, aralarında Mona Lisa, Saint Jean Baptiste, Madame Récamier gibi eserlerin de bulunduğu koleksiyonun en değerli parçaları Louvre Müzesi Resim Koleksiyonu içerisinde sergilenmektedir.

Champs-Elysees Bulvarı

Champs-Élysées; kısaca Şanzelize, Fransa’nın başkenti Paris‘in en ünlü bir caddesidir. Paris’in en güzel caddesi olarak gösterilmektedir. Adını Yunan mitolojisindecennet olarak gösterilen Elysion ovalarından almıştır.Yabancı ve yerli turistlerin akın ettiği bir yerdir. Bulvarın alt kısmında kenarında yeşil alan (Marigny Parkı) ve binalar (Théâtre Marigny, Petit Palais, Grand Palais, Palais de la découverte, Elysee Sarayı ) mevcuttur. Bulvarın üst kısmında ise lüks butikler, sinemalar, Lido Kabaresi, restoranlar ve ünlü kafeler bulunmaktadır.

Arc de Triomphe (Zafer Takı)

Zafer Takı Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan tarihi anıttır. Charles de Gaulle Meydanı’nın ortasında, Şanzelize Caddesi’nin batı kısmında yer almaktadır. Boyu 45, eni 22 ve yüksekliği 50 metredir.Charles de Gaulle Meydanı, 19 yy’da Georges Eugène Haussmann tarafından çizilen 12 caddeye yol veren çok geniş ve büyük bir döner kavşaktır. Bu caddeler arasında Grande-Armée Caddesi, Wagram Caddesi veya Şanzelize Caddesi vardır. Zafer Takı’na  yol seviyesinden ulaşmanız yasaktır. Ancak alt geçit kullanarak ulaşım sağlamak mümkündür. Metro istasyonunun yakınlarında Zafer Takı için özel olarak yapılmış alt geçitten geçerek, biletinizi alıp Zafer Takı’nın en tepesine kadar çıkmak mümkündür.Zafer Takı’ndan aşağı baktığınızda önünüzde uzanıp giden Champs-Elysees – ‘’Şanzelize Bulvarı’’ dahil, çevreye doğru uzanan 12 büyük bulvarı ve bu kavşakta dönen çılgın trafiği görünce sizde çok şaşıracaksınız.Bu noktadan Eyfel Kulesi‘nin görünüşü oldukça etkileyici.

Eğer Eyfel Kulesi’ne çıkmaya vaktiniz olmadıysa Zafer Takı’na çıkmanızı tavsiye ederiz.

Notre Dame Katedrali

Notre Dame Katedrali Paris, Fransa’da bulunan dünyaca ünlü bir katedraldir. Paris’in diğer tüm önemli yapıları gibi Seine Nehri’ nin kıyısında bulunur. Fransız gotik mimarisinin en güzide örneği olarak bilinen Notre Dame, aynı zamanda ilk gotik katedrallerden biridir ve gotik dönem boyunca inşası sürmüştür. Heykellerin ve işlemeli camların ortaçağ Roma mimari tarzından sonra pek görülmemiş bir dünyevilik içermesi, natüralizm akımının eserlerdeki ağır etkisi sebebiyledir.Notre Dame Katedrali’nin tarihi aslında yapımından daha önce başlamıştır. İhtişamlı kilisenin şuanki yerinde önceden küçük bir Roma şapeli bulunmaktaydı. 1163 yılında şehrin piskoposu Sully’nin hayalini kurduğu ve Papa 2. Alexander tarafından da desteklenen kilisenin yapımı başlamış ve bu inşaat yaklaşık olarak 170 yıl sürmüştür. 1334 yılında yapımı tamamlanmıştır. Gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri olan kilise sonra ki yıllarda Jeanne Darc’ın yargılanması, Napolyon’un taç giyme töreni, De Gaulle’ün cenazesi gibi önemli toplumsal olaylara da ev sahipliği yapmıştır.

Turistik açıdan popüler bir yer olmasının yanı sıra, halen bir Roma Katolik katedrali olarak kullanılır ve Paris başpiskoposluğuna ev sahipliği yapar.

19. yüzyıl başlarında Paris şehir planlamacıları katedralin bakımsızlığından ötürü katedrali yıktırmak istemişlerdir. Ünlü Fransız yazar Victor Hugo, halkın ilgisini çekmek için ‘Notre Dame’ın Kamburu’ adlı romanını yazmıştır. Roman, katedralin kurtarılması için kampanya başlatılmasını sağlayarak katedralin yenilenmesinde büyük rol oynamıştır.

Pantheon Paris

Pantheon, Paris’in en önemli tarihi yapılarından biridir. Günümüzde şehrin ünlülerinin mezarlarına ev sahipliği yapan bir anıt olsa da daha önceden kilise olarak kullanılmıştır. Yapı, 1744 yılında gut hastalığından kurtulan XV. Louis tarafından Azize Genevieve’e ithafen yaptırılmış. 1790 Yılında yapımı tamamlanmıştır. Devrim yıllarında ünlü isimler için mozole olarak kullanılan yapı, Napolyon tarafından 1806 yılında tekrar kiliseye dönüştürülmüştür. Sonrasında 1885 yılında kamu binası olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yapının en önemli bölümü kubbesidir. Mekâna uygun olarak ortamın loş olması amacıyla yalnızca ufak bir bölümden gün ışığı alır. Dilerseniz kubbeye çıkarak muhteşem Paris manzarasını da seyredebilirsiniz.Yapıdaki bir diğer önemli bölüm Kripta’dır. Burada ünlü büyük yazar ve filozof Voltaire, ünlü yazar Victor Hugo,Emile Zola ve görme engellilerin kullandığı braille alfabesinin mucidi Louis Braille burada mezarı bulunan ünlü isimlerden bazılarıdır.Azize Genevieve’nin Freskleri, Diderot Anıtı, girişin üstünde yer alan Üçken alınlık rölyefi ve Foucault Sarkacı yapının en önemli bölümleridir. Foucault Sarkacı, dünyanın döndüğünün kanıtlandığı en önemli kanıtlardan biridir. 1851 yılında fizikçi Jean Foucault tarafından Pantheon kubbesinden aşağıya sarkıttığı metalik düzeneğin salınımı ile dünyanın döndüğü kanıtlanmıştır.Kısaca Dünya’nın döndüğünü Pantheon Paris’te kanıtlanmış diyebiliriz.

Place Du Tertre / Ressamlar Tepesi

Ressamlar Tepesi, adı her ne kadar “tepe” olarak geçsede burası Montmartre‘nin ressamlarla dolu olan meydanıdır. Bir zamanlar Pablo Picasso, Claude Monet gibi dünyaca ünlü ressamlar bu bölgede bir çok ünlü çalışmaya imza atmıştır.Ressamlar tepesi ressamlar dışında heykeltraşlara, yazarlara ve şairlere de ev sahipliği yapmıştır. Eski zamanlarda şehrin dışında kalan bölgelerin ucuz olması o dönemdeki sanatçıların buraya yerleşmesinde en önemli etken olmuştur. Bölgedeki sosyal kurallar baskıcı ve sıkı olmadığı için sanatçıların uğrak yeri ve yaşam yeri olmuştur.130 metre yüksekliği ile Paris’in en yüksek noktalarından olan Ressamlar Tepesi günümüzde birçok cazip restoran ve kafeler ile çevrelenmiştir. Bunlardan en ünlüsü La Mere Catherine’ dir.Meydanın bu kadar popüler olması nedeniyle işletmeler günümüzde devletin elindedir ve eskisi gibi sanatçıların ruhsat almadan yerleşim yapmaları yasaktır.Gezi sırasında istemediğiniz kadar portre karakelem çalışmaları yapan,yağlı boya ile resim yapan sanatçıları görmeniz mümkündür.Hatta cüzi bir rakama sizlerde hatıra kalması için kendi portrenizi çizdirebilirsiniz.

Lüksemburg Bahçesi

Lüksemburg Bahçesi, Paris’in 25 hektarlık alana sahip en ünlü yeşil alanlarındandır.

17. yüzyılda Kraliçe Marie de Medicis için yaptırılmış. Bahçenin köşesinde bugün Fransız Senatosu’ na ev sahipliği yapan Palais du Luxembourg bulunmaktadır.Palais du Luxembourg, Paris’in tarihi saraylarından biridir.Kraliçe, saray ve bahçesini Floransa mimarisine uygun şekilde yaptırmıştır. Günümüzde Lüksemburg Bahçesi yerli halkın ve turistlerin en sevdiği gezi noktalarından biridir. Bahçenin tam ortasında, sekizgen biçiminde bir göl bulunmaktadır. Göl üzerinde kiralayıp kullanabileceğiniz botlar bulunur.Parkta yer alan heykeller ise dikkat çekicidir. Bunların haricinde parkta açık hava kafesi, bando sahnesi, tenis kortları ve kukla tiyatroları yer alıyor. Paris’te bulunduğunuz süre içinde Lüksemburg Bahçesi’ne uğrayıp şehrin uğultusundan uzaklaşıp keyifli dakikalar geçirebilirsiniz.

Concorde Meydanı

Concorde Meydanı, Bordeaux şehrinin Quinconces Meydanı’ndan sonra Fransa’nın ikinci en büyük meydanıdır.Tuileries Bahçeleri ile Şanzelize Caddesi arasında yer alır.Şehrin tam merkezinde konumlanmıştır. Böylelikle Paris’te görebileceğiniz birçok turistik noktaya oldukça yakın mesafededir. Şehrin pek çok yerinden görülebilen La Grande Roue (Ferris Wheel of Paris) de bu meydanın Louvre Müzesi’ne yakın tarafında kalır. La Grande Roue, 1900 senesinde inşa edilmiş olan 100 metre yüksekliğinde bir dönme dolaptır. 1980’lere kadar dünyanın en büyük dönme dolabı unvanını korumuştur. Meydandan La Madeleine Klisesi’de görülebilmektedir.

1755-1765 yılları arasında Mimar Jacques-Ange Gabriel’in çalışmaları sonucunda tamamlanan meydan, XV. Louis Meydanı adını almıştır. Kraliyete karşı yapılan Fransız Devrimi sırasında meydanın ortasında bulunan Louis heykeli meydandan kaldırılmış ve buraya giyotin konulmuştur. 1792 yılında yaşanan olaylar sonucunda aralarında XVI. Louis’in de bulunduğu tahmini olarak 1119 kişi giyotin ile idam edilmiştir.Meydanın korkunç geçmişini unutturulması için meydanda yeniliklere gidilmiştir. Mısır Hıdivi, Muhammed Ali Paşa tarafından 1829’da hediye olarak gönderilmiş olan Dikilitaş, meydana III.Napolyon tarafından 1836’da diktirilmiştir.Concorde Meydanı’ndaki bu Dikilitaş’ın uzunluğu 23 metredir. Daha sonra meydana iki adet çeşme ve Fransız kentlerini simgeleyen 8 adet heykel eklenmiştir.

Opera Binası

Dünyada oldukça ünlü bir hal alan Opera National de Palais Garnier, yani Paris Opera Binası; 1989 yılında modern olarak inşa edilen Opera de Paris Bastille’nin açılışına kadar, ana opera salonu olarak kullanılmıştır.Günümüzde ise bale gösterilerinin sergilendiği bir salondur. Paris’in simgelerinden birisi olan Paris Opera Binası’nın yapımına 1862 yılında başlanmış olup, 1875 yılında tamamlanmasıyla hizmete başlamıştır. Charles Garnier tarafından tasarlanan yapı, dönemin imparatoru olan III. Napolyon için tasarlanmıştır. Dış görünüşe baktığınız zaman oldukça görkemli ve etkileyici bir binadır.

AMSTERDAM

Amsterdam, Hollanda’nın başkentidir. Ancak Hollanda, hükümetin ve meclisin bulunduğu Lahey’den yönetilir. Kent, ülkenin batısında, Kuzey Hollanda eyaletinde yer almaktadır. 12. yüzyılda Amstel ırmağının kıyısında bir balıkçı köyü olarak kurulan Amsterdam, bugün Hollanda’nın kişi sayısı bakımından en büyük, kültürel ve parasal yönden de en önemli kentidir. Amsterdam, çoğunlukla 17. yüzyıldan kalma yapılarıyla, Avrupa’daki en köklü kent dokularından birini barındırır. Kentin eski bölümü iç içe geçmiş ay biçimindeki kanallardan oluşur. Bu kanalların iki yakasındaki tarihi evlerin bir bölümü bugün ev, geri kalanı ise, kamu ya da özel iş yeri olarak kullanılır. Amsterdam’da evlerin ön yüzünün dar olmasının sebebi; eskiden evlerin genişliği artıkça, verilen vergiler de artıyordu. Bu neden insanlar pencereleri yüksek dar evleri tercih ediyorlardı.

Dam Meydanı

Dam Meydanı, Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da bulunan bir şehir meydanıdır. Şehrin marka yapıları ve önemli aktivitelerin düzenlendiği (festivaller,2. el kitap satışları,protestolar vb.) şehrin en çok bilinen yerlerinden biridir. Tarihi açıdan bakıldığında, şehrin en kıymetli suyu Amstel Nehri 13. yy’da şuanda ki Dam Meydanı’nın olduğu yerde bir göl oluşturuyordu.Bu göletin çevresindeki köy ise Amstelredam olarak biliniyordu. Günümüzde kentin en hareketli alışveriş caddesi olan Damrak ise o dönemde ticaret gemilerinin buradaki  göle gelebildiği kanaldı. Yüzyıllar içerisinde ticaretin merkezi olması sebebiyle köy büyüyerek bugün ki Amsterdam olarak bildiğimiz şehir halini almıştır. Parke taşlarıyla döşeli Dam Meydanı şehrin turistik ve ticari hayatın merkezi ve şehri gezen her turistin de uğrak noktası haline gelmiştir.

Amsterdam kanalları

1600’ lerin başlarında Amsterdam kanalları, su basmış topraklarda ki suyu boşaltmak ve denizle karayı ayırmak adına büyük bir öneme sahiplerdi. Rakımı düşük olan bu bölge bir zamanlar denizin altında olan topraklardı. Bölge, körfezlere ve nehirlere hendekler kazılarak suyu bölgenin dışına yel değirmenleri sayesinde aktarım sağlayarak elde edildi. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra eski yük gemileri, karadaki ev sıkıntısını telafi etmeye yardımcı oldu. Yaklaşık 2500 yüzen ev şimdi Amsterdam’ın kanalları boyunca uzanıyor. Gemiye tırmanabilir ve şu anda Yüzen Ev Müzesini barındıran yüz yıllık Hendrika Maria’nın şaşırtıcı ölçüde geniş ve ferah iç kısmını keşfedebilirsiniz.CanalBus isimli tekneler ile kanalları gezebilir, Van Gogh Müzesi, Rijks Müzesi ve Anne frank Müzesi gibi önemli turistik noktalara ulaşabilirsiniz. Kış geldiğinde ise kanallar buz tutarak yerel halk ve turistlerin buz pateni yapmasına olanak sağlıyor.Yılın belli dönemlerinde kanallarda yapılan Amsterdam Işık Festivali, Kanal Festivali gibi etkinliklere denk gelebilirsiniz.

Red Light District

Eşine az rastlanır yapısıyla Red Light District, nam-ı diğer Kırmızı Fener Mahallesi, hem eğlence tutkunları hem de kültür turlarına meraklı bireyler için Amsterdam’ın en popüler bölgelerinin başında geliyor. Amsterdam’da yaygın olarak bilinenin aksine bir değil tam üç tane Red Light District bulunuyor. Bu caddeler Singelgebied, Ruysdaelkade ve De Wallen bölgelerindedirler..

Bölgede hafif uyuşturucu kullanımı serbesttir ve küçük coffee shoplar görmeniz mümkündür.Red light adını almasının başlıca sebeplerinden biri ise kadın seks işçilerinin  camekanlar arkasında vücutlarını sergilemeleridir.ve fotoğraflarının çekilmesi kesinlikle yasaktır.Ancak sokaklarda çekim yapılmasına kimse karışmıyor. :))

Van Gogh Müzesi

Vincent Van Gogh, otuzlu yaşlarından sonra resim yapmaya başlamıştır. 900’ün üzerinde eseri vardır. Lakin hayattayken sadece tek bir resmini satabilmiştir.

Ünlü ressamın resimleri, taslak çizimleri ve kardeşi Theo Van Gogh’a yazdığı yüzlerce mektubu bu müzede sergilenmektedir.Burada Van Gogh haricinde resimleri sergilenen sanatçılar arasında Claude Monet, Edouard Manet, Renoir, Rodin ve Delacroix gibi ustaların eserleri yer alıyor.Giriş ücretleri yetişkinler için 2019 tarihi içerisinde 20 Euro’dur.

Rijks Müzesi

Rijks Müzesi Hollanda’nın 800 yıllık tarihinden bu güne 8.000 sanat eserini; heykelleri, Hollanda denizciliğini anlatan gemi maketlerini, antik parçaları,kıyafetleri, ve tabi ki Hollanda’nın en önemli sanat koleksiyonunu görebilirsiniz.

“Işığın ve gölgenin ressamı” olarak bilinen Rembrandt’ın en meşhur resimlerinden biri olan ‘The Night Watch’ (Gece Devriyesi) ve Johannes Vermeer’in ‘The Milkmaid’ ile ‘Girl with a Pearl Earring’ resimleri de Rijks Museum’da görülebilecek en nadide eserlerdir.

Rijks Müzesinin hemen önünde yer alan Amsterdam’ın en ünlü buluşma noktası ve turist akınına uğrayan I💗AMSTERDAM yazısı 2019 yılında müzelere ve müzelerdeki eserlere olan ilginin azalması üzerine kaldırılmıştır.

Vondelpark

Vondelpark, Hollanda‘nın en ünlü, Amsterdam‘ın da en büyük şehir parkıdır. Her yıl yaklaşık 10.000 ziyaretçi ağırlayan Vondelpark, Rijksmuseum, Stedelijk Müzesi ve Van Gogh Müzesi yakınlarında yer alan ve turistlerin yanı sıra yerel halk tarafından da çok sevilen yemyeşil doğasıyla insanları büyüleyen bir parktır. Yaz aylarında açık hava sinemaları yapılarak daha fazla ilgi görür. Parkın içerisinde açık hava tiyatrosu, oyun alanları, pek çok restoran ve kafeyi bünyesinde barındıran Vondelpark, 46 hektarlık bir alana yayılıyor. Vondelpark’ta, güneşli bir günde köpeklerini gezdirenlere, yürüyüş yapanlara, koşu parkurunda atletizm yapanlara, paten pistinde günü değerlendiren insanlara rastlayabilirsiniz. -Anna Frank’ın Evi

1929 doğumlu Anne Frank Adolf Hitler’in iktidara gelmesinden sonra ailesi ile birlikte Almanya’dan Amsterdam’a taşınan bir genç kız. 1942 yılında Almanlar’ın Hollanda Yahudileri’nin peşine düşmesiyle birlikte Frank ve Van Pels Aileleri’ni oluşturan 8 kişi Anne Frank’ın babasının iş yeri olan binanın üst katlarında küçücük bir alanda gizlenmeye başlıyorlar. 25 Ay boyunca burada saklanıyorlar.Anne Frank bu süreçte ailenin yaşadıklarını günlüğünde anlatıyor ve bir ihbar sonucu yakalanmalarından sonra ise toplama kamplarına götürülen aileden sadece Anne’in babası Otto Frank hayatta kalıyor. Anne Frank’ın ise Almanlar’ın teslim olmalarından kısa bir süre önce tifus hastalığından öldüğü biliniyor. Otto Frank savaştan sonra 1947 yılında kızının günlüklerini kitap olarak yayınladığında ise Yahudi Soykırımı’na bizzat kurban olanlardan biri tarafından yazılan bu kitap çok satanlar listesine giriyor ve Anne Frank’ın hüzünlü hikayesi dünyanın her yerinden milyonlarca turisti her yıl buraya çekiyor.

Madame Tussauds Müzesi

Amsterdam Madame Tussauds Müzesi‘n de geçmişteki ve günümüzde ki ünlü isimlerin balmumu heykelleri sergileniyor. Üstelik heykellere istediğiniz gibi dokunabilir, inceleyebilir  ve fotoğraf çekilebilirsiniz. Müzede balmumu heykellerin sergilendiği bir çok kategori mevcut. Madame Tussauds Müzesi’n de Barrack Obama, Angela Merkel, Dj Tiesto, Ronaldinho, Brad Pitt, Marlyn Monroe, Angelina Jolie,Robbie Williams, Kate Moss gibi ünlü isimlerin balmumu heykellerinin bulunduğu müzedir.

PRAG

Prag Çek Cumhuriyeti’nin başkentidir ve ülkenin en büyük şehridir.Orta Avrupa’nın en büyük ve en önemli şehirlerinden biri olan Prag, dünyanın en ünlü turizm şehirlerinden. Prag, müthiş bir ortaçağ kenti. Ortaçağa tanıklık etmiş birçok şehirden farkı ise, o döneme ait kalıntıların hala işlevsel bir şekilde sanat ve estetikle harmanlanarak kullanılıyor olması. Hemen ortasından, geçen Vltava Nehri, nehri ve tüm kenti koltukları altına almış gibi duran ihtişamlı Prag Kalesi, UNESCO tarafından koruma altına alınmış efsane şehir meydanı, barok ve gotik mimarinin en ihtişamlı örnekleri olan dev katedralleri ile Prag, ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken en güzel şehirlerden.

Prag küçük bir kent olsa da tarihi içerisinde büyüme ve genişleme olaylarına da şahitlik etmiştir. Özellikle 14. yüzyılda İmparator IV. Charles döneminde büyük bir ilerlemeye tanık olmuştur. Prag tarihinde benzer bir dönem 16. yüzyıldır. İmparator II. Rudolf dönemi de Prag tarihi için parlak bir devir olmuştur. Bu dönemde Prag kültür, sosyal olaylar, politika ve mimari merkezi olmuştur ve bunun etkileri hala görülebilmektedir.

Prag’ın bir diğer adı “Altın Kent”tir. Kimileri bunun nereden geldiğini tam olarak düşünmese Orta Çağ’da oldukça etkili bir yer olan burası simya biliminden gelmektedir.17. yüzyılda ünlü simyacılar John Dee, Edward Kelley gibi isimler burada yaşamış ve çalışmıştır. Bu dönem ayrıca birçok bilim adamı, astronom ve sanatçının Prag’da bulunduğu bir çağdır.

Astronomik Saat

Saatteki iskelet figürü ölümü simgeler ve saat başı çanı çalarak ölümün her an geleceğini belirtir. Yanındaki Osmanli yeniçerisi figürü de şehveti simgeler. karşısında iki figür daha vardir. Bunlardan biri elinde para kesesini tutan yahudidir ve cimriligi simgeler. Diğeri de kibiri simgeleyen bir figürdür. Kafasını evet öleceksiniz anlamında aşağı yukarı sallayan iskelet bu ve diğer iki figür ölüm çanı çaldıkça kafasını sağa sola sallayarak ‘hayır’ derler. Şov sırasında 12 havari heykelleri saatin yukarısında bulunan pencereden geçiş yapıyor ve gösteri horozun ötmesiyle sona eriyor. Saati yapan Hunuş bu saati yaptıktan sonra Avrupa’nın en ünlü insanlarından biri oluyor. Kral dan bile daha popüler hale geliyor. bir çok yerden teklif geliyor saati yapması için kral da bunu duyup bir daha baska bir yere bu saati yapmasın diye gözlerine mil çektiriyor. Kör olan Hunuş usta da kendini saatin mekanizmasına asıyor. Amacı hem saati bozmak hem de intihar etmek. Saat 50 yıl bozuk kalıyor ve sonra başka usta tarafından tamir ediliyor.

Charles Köprüsü

Charles Köprüsü, Eski Kent ile Küçük Kent’i (Malá Strana) birbirine bağlayan taş bir Gotik köprüdür ve ilk birkaç yüzyıl boyunca aslında Taş Köprü olarak adlandırıldı. Çek Kralı ve Kutsal Roma İmparatoru Charles IV tarafından yaptırılmıştır. Yapının mimarı, diğer eserleri Prag Kalesi’ndeki St. Vitus Katedrali’ni de içeren mimar Petr Parlé idi.

Köprünün yapısını güçlendirmek için harç içerisine yumurta sarısının karıştırıldığı söylenir.

Prag Kalesi

Çek Cumhuriyeti Devlet Başkanının resmi ofisidir.

Kale, Bohemya kralları, Kutsal Roma imparatorları ve Çekoslovakya başkanları için iktidar koltuğuydu.

Guinness Rekorlar Kitabına giren en büyük kale özelliğine sahip olan Prag Kalesi, aynı zamanda dünyadaki en büyük antik kaledir. İçerisindeki saraylar, kilise ve katedraller, bahçeler ve dar sokaklarıyla adeta kendi başına bir şehir.

9. yüzyılda Prens Borivoj’un burada yaptırdığı ahşap Kraliyet Sarayı idi. O dönemde kale sınırları içerisinde sadece bu saray, birkaç kilise ve bir manastır bulunmaktaydı.Takip eden yıllarda çeşitli Bohemyalı ve Germen Hanedanlıkları’nın yaptırdıkları yeni yapılar veya restore ettirdikleri tarihi binalarla büyüyen Prag Kalesi aslında 1541 yılında çıkan yangınla yerle bir olmuş fakat sonrasında özellikle II. Rudolf Dönemi’nde buradaki restorasyonlarla kale eski ihtişamlı günlerini bile sönük bırakan bir gelişim yaşamış ve bugünkü halini almış.

Franz Kafka Müzesi

Franz Kafka hayranıysanız ve kendinizi Franz Kafka romanında hissetmek isterseniz burası tam size göre bir yer. Müzenin dışında duran Çek Cumhuriyeti haritası şeklinde küçük bir havuz, havuzun iki başında doğu ve batıyı temsil eden iki adam heykeli vardır.

Kafka’nın Kinetik Heykeli

Bu onbir metre uzunluğundaki heykelin 42 hareketli basamakları, ünlü Çek yazar Franz Kafka’nın yüzünü oluşturuyor.  Sanatçı David Černý’nın 39 tonluk büstü, Kasım 2014’te yapılmış, doğrudan Národní třída metro istasyonunun üstünde, Quadrio iş merkezinin yanında duruyor.

Eski Kent Meydanı

Prag’daki en eski ve tarihsel olarak en önemli meydan, birçok gezgine göre en güzel Avrupa meydanlarından biridir.

Wenceslas Meydanı ve Charles Köprüsü arasında bulunan ve 9 bin metrekareyi aşan bir alanı kaplayan Eski Kent Meydanı, birçok ilginç tarihi bina ile çevrilidir ve Çek’e seyahat ederken mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir.

Meydan, birçok tarihi olaya şahitlik etmiştir; 1422’de Hussite Reformu’nun önemli bir figürü olan Jan Želivský bu meydanda idam edilmiştir. 1621’de, Çek Cumhuriyeti’nin sınıfların ayaklanmasının en trajik olaylarından biri (1618-1620 tarihi dönemi, sosyal sınıflar Hapsburg saltanatına karşı savaştığı tarihi dönem) Eski Kent Meydanı’nda meydana geldi.

Dans Eden Ev

1. Dünya Savaşı sırasında yıkılması sonucu, yerine yeni ve modern bir bina yapılması kararı alındı. Hollandalı ING Bankası, buraya yeni bir ev yapmaya karar verdi. Önce Jean Nouvel ile görüşen ING, Jean Nouvel’in araziyi küçük bulması yüzünden teklifi reddedince, Frank Gehry ile anlaştı. Bina aynı zamanda Ginger ve Fred olarak da anılmakta.

Ünlü dansçılar Ginger Rogers ve Fred Astaire’i hatırlatan kuleler nedeniyle ismi bu şekilde adlandırılmıştır. Binanın taş kısmı erkek figürünü, cam kısmı ise kadın kısmını simgeliyor. Günümüzde bu bina otel olarak hizmet vermekte.

© 2013 Avruparail Bütün Hakları Saklıdır. - Seyahatimiz TÜRSAB Üyesi Alarga Turizm Seyahat Acentası (A-10377) aracılığı ile gerçekleşmektedir

Close

Prag Gezi Rehberi

Tur rezervasyonu için formu doldurun.*



WhatsApp WhatsApp Canlı Destek